KranyoSakral Terapinin Tarihi
Kısaca KST olarak ifade edilen KranyoSakral Terapinin kökleri 19.yüzyıla kadar uzanır. İlk olarak Andrew Taylor Still’in osteopatik tedavi sisteminden ortaya çıkmış olan bu terapi yöntemi, tekniÄŸin sonraki öncülerine de çok ÅŸey borçludur.

Stills’in sistemi, William G.Sutherland tarafından kranial osteopati haline getirilmiÅŸtir.
John E. Upledger bu teknikleri ele almış ve ‘KranyoSakral Terapi’ dediÄŸi, güçlü ve sistemle ilgili eÄŸitim almak isteyen herkes tarafından öÄŸrenilebilecek kadar basitleÅŸtirilmiÅŸ bir tedavi sistemi haline getirmiÅŸtir. Sistemin eÅŸsiz özelliÄŸi, etki saÄŸlamak için kapsamlı bir medikal eÄŸitim gerektirmemesidir. Upledger’ın yaÅŸamı boyunca geliÅŸtirdiÄŸi sistem, hastalara kendi bedenlerinin iyileÅŸtirici kapasitelerini kullanmalarına yardımcı olmayı amaçlayan ve bedenlerimizde bizi dengede tutmak için gereken zekânın doÄŸuÅŸtan olduÄŸuna inanan holistik (bütüncül) bir terapiye dönüÅŸmüÅŸtür.
​
İlk Dönem
DR. ANDREW TAYLOR STILL (1828-1917)
"... beyin-omurilik sıvısı vücutta yer aldığı bilinen en zengin içerikli maddelerden biridir ve beyin tarafından yeterince üretilmediÄŸi zaman vücuttaki rahatsızlıkların giderilmesi mümkün olamaz.”
Dr. Still bir doktor olarak babasının izinden yürümeye karar vermiÅŸtir. Tıp eÄŸitimini tamamlayıp, babasının yanında çıraklık yaptıktan sonra; Missouri eyaletinde lisanslı bir Tıp Doktoru olmuÅŸtur. 1861-1865 yıllarında Amerikan İç Savaşı sırasında Ordu BirliÄŸinde doktor olarak görev yapmış ve savaşın sebep olduÄŸu dehÅŸet ve acıları doÄŸrudan yaÅŸamıştır.
1864 yılında üç çocuÄŸunun beyin-omurilik menenjitinden ölümünü takiben ve eÅŸini doÄŸum sırasında kaybettikten kısa bir süre sonra; Still o günlerde uygulanan geleneksel ilaçla tedavi yöntemlerinin çoÄŸunlukla etkisiz, hatta bazen de zararlı olduÄŸu sonucuna varmıştı. O zamanlarda kullanılan standart tedavi yöntemleri arasında, vücudun kanatılmasının yanı sıra; arsenik, cıva ve bağımlılık yapan uyuÅŸturucu maddeler içeren ilaçla tedavi ve ampütasyon (uzuv/organ kesilmesi) gibi uygulamalar yer alıyordu. Still hayatının geri kalanını, hastalıkların tedavisi için daha etkin yollar bulmak amacıyla insan vücudu üzerinde çalışmaya adadı.
Yapmış olduÄŸu klinik araÅŸtırmalar ve gözlemler, onu kas-iskelet sisteminin beden saÄŸlığını koruma açısından hayati bir öneme sahip olduÄŸuna ikna etti. İnsan vücudunun, eÄŸer doÄŸru tedavi uygulanırsa, saÄŸlığın korunması için gereken her ÅŸeyi barındırdığına inanıyordu. “Çıkık” olarak adlandırdığı yanlış hizalanma veya yanlış konumlanmaların düzeltilebilmesi için omurga kemiklerinin elle hareket ettirilmesini esas alan, daha sonra osteopati olarak isimlendireceÄŸi bir sistem tasarladı. Bu çıkıkları vücutta doÄŸuÅŸtan bulunan iyileÅŸme yeteneÄŸine ket vuran bariyerler veya engeller olarak görürken; bunlar ortadan kaldırıldığında vücudun birçok ÅŸeyi kendi kendine iyileÅŸtirebileceÄŸini düÅŸünüyordu.
Ona göre; çıkık düzeltme iÅŸlemi, yaralanma veya hastalık sonucunda sıkışmış olan sinir uyarılarının serbest kalmasını saÄŸlıyordu. Ayrıca; kan ve lenf akışını iyileÅŸtirmek gibi bir faydası da vardı.
Bunun dışında, doktorların sadece bir hastalığa odaklanmaması, hastaya bütüncül bir tedavi uygulaması gerektiÄŸine inanarak; koruyucu tıbbi uygulamalarını da araÅŸtırmaktaydı.
Dr. Still’in yaklaşımı dört temel ilke üzerine kurulmuÅŸtur:
1. Beden bütünsel bir biyolojik birim olarak çalışır.
2. Beden kendi kendini iyileÅŸtirici ve düzenleyici mekanizmalara sahiptir.
3. Yapı ve işlevler karşılıklı olarak ilişkilidir.
4. Bedenin bir kısmında meydana gelen anormal baskı durumu, bedenin diğer kısımlarında da anormal baskılara ve gerilimlere sebep olur.
İlaçların zararlı olduÄŸunu düÅŸünen Dr. Still, sadece elle tedavi yaparak kayda deÄŸer bir baÅŸarı elde etmiÅŸtir. Hastaların sadece hastalıktan ibaret bir varlık olarak deÄŸil, bütün olarak tedavi edilmesini savunan ilk kiÅŸiydi. Bir hastalığın sadece belli bir alanı deÄŸil, hastanın tüm bedenini etkilediÄŸine inanıyordu. Bedendeki en üstün mekanizmanın ise, sıvı hareketi olduÄŸunu savunuyordu.
Ancak, birçok yeni fikir ve yaklaşımda görüldüÄŸü üzere; geleneksel (allopatik) tıp meslektaÅŸları yürürlükte olan sistemin iyi çalıştığını düÅŸündüler ve onun bu sistemi neden reddettiÄŸini anlamadılar. Onun sadece elle tedavi teknikleri kullandığı yöntemlerini aÅŸağıladılar. Elle uyguladığı tedavi yönteminin kutsal olana saygısızlık teÅŸkil ettiÄŸini düÅŸünen dindar çevrelerin de sesleri yükselmeye baÅŸlamıştı. Hatta bir keresinde; yerel bir kilise kendisinin hastalıkları ÅŸeytanla iÅŸbirliÄŸi yaparak iyileÅŸtirdiÄŸini bile öne sürdü.
Tıp dernekleri ve dini dernekler tarafından sürekli karalanan Dr. Still pek çok kez taşınmak zorunda kaldı. Doktor olan öz kardeÅŸleri bile onun delirdiÄŸini beyan etmiÅŸlerdi. Kirksville, Missouri’ye taşındığında ve Eyalet Bakanının kızını saÄŸlığına kavuÅŸturmayı baÅŸardığı zaman nihayet geniÅŸ bir çevre tarafından bir doktor ve öÄŸretmen olarak kabul görebildi.
Ünü yayıldıkça, kendisine baÅŸka diyarlardan gelmeye baÅŸlayan hastalar hanların ve misafirhanelerin iÅŸlerini iyiden iyiye artırıyordu. Kirksville halkının onları sahiplenmiÅŸ olması, Still ailesi için yepyeni bir deneyimdi. Yaptığı gözlem ve uygulamalar sonucunda yöntemlerinin baÅŸarısı sürekli artarken; metodolojisini öÄŸrenmek isteyen hasta ve doktor takipçileri oluÅŸtu. Elde ettiÄŸi baÅŸarı o denli arttı ki; tedavi olmak için sıra bekleyen hastaların hepsiyle baÅŸ edemez oldu.
1892’de Kirksville Missouri’de, daha sonra Kirksville Osteopatik Tıp Fakültesi olarak adlandırılan, günümüzde ise A.T. Still Üniversitesi olarak bilinen, Amerikan Osteopati Okulunu kurdu. Okuldan ilk mezun olan sınıfta beÅŸ kadın, ki bu o zamanlar duyulmamış bir ÅŸeydi, ve üçü Still’in kendi çocukları olmak üzere; on altı erkek vardı.
Bir osteopat olarak tüm hayatı boyunca, osteopati alanını ilaçlardan uzak tutmak için savaÅŸtı ama 1917 yılında ölümünden kısa bir süre sonra, ilaçlar kullanıma sokuldu ve birkaç yılı içinde de osteopatların tıp doktorları ile aynı sınavlara girme ÅŸartı konuldu. Dr. Still’in osteopati uygulamaları Amerika’da kökten deÄŸiÅŸim geçirirken; Avrupa’da özgünlüÄŸünü nispeten korudu.

Kafatası kemiklerindeki hareketin kavramsal önsözü
DR. WILLIAM GARNER SUTHERLAND (1873-1954)
O beyin-omurilik sıvısının içinde, ‘YaÅŸamın Nefesi’ diye adlandırdığım görünmez bir element bulunmaktadır. Sizden YaÅŸamın Nefesini, sıvının içinde bulunan ama bu sıvıya karışmayan ve kendi de hareket etme gücüne sahip olan bir sıvı olarak hayal etmenizi istiyorum. Sıvıyı neyin hareket ettirdiÄŸini bilmek gerçekten önemli mi? Gözünüzün önünde zeki, hatta kendi insani düÅŸünüÅŸ tarzınızdan daha bile zeki olan, bir güç canlandırın.”
Dr. Sutherland 1990 yılında Amerikan Osteopati Üniversitesi’nden onur derecesiyle mezun olduÄŸunda yirmi yedi yaşındaydı. Osteopati ilk tercihi deÄŸildi. 27 Mart 1873 yılında, Robert ve Dorinda Sutherland’in ilk çocuÄŸu olarak dünyaya gelmiÅŸti. Robert, demir ve odun iÅŸçisi olarak çalışıyordu. William, on dört yaşına geldiÄŸinde ise; aileye maddi destek vermek üzere okulu bıraktı ve “The Blunt Advertiser” adlı yerel gazetede çalışmaya baÅŸladı. Kısa bir süre sonra, William’ın çalıştığı gazetenin yayıncısı, baÅŸka bir gazetede çalışmak üzere ayrıldı ve William’ın da kendisiyle gelmesini istedi. William, 1895 yılında “The Austin Daily Herald” gazetesinde çalışmak üzere Minnesota’nın Austin ÅŸehrine gidene kadar birçok iÅŸ deÄŸiÅŸtirdi. Dr. Still ve Osteopati isimli yeni tedavi yöntemini ilk kez haberini duyduÄŸu yer de burası oldu.
William’ın küçük erkek kardeÅŸi Guy’ın saÄŸlık problemi osteopatik tedavi gördükten sonra iyileÅŸmiÅŸti. Bu durumdan çok etkilenen William, 1898 yılında iki yıllık Osteopati kursuna yazıldı. Kafatasına ait kemik parçalarını incelerken sfenoid kemiÄŸi uçlarının eÄŸri olduÄŸunu bulduÄŸunda, “solunuma izin vermek için bir balığın solungaçları gibi eÄŸimli” olduÄŸu düÅŸüncesi ilk kez dikkatini çekti. Bu düÅŸünce her ne kadar baÅŸlarda çok fazla odaklandığı bir unsur olmasa da; karşısına tekrar tekrar çıkarak onu araÅŸtırma yapmaya zorladı.
Mezun olduktan sonra, Dr. Sutherland, ailesinin yaÅŸadığı evin bir odasını kendi ofisi olarak kullanmaya baÅŸladı. Sutherland çok kısa bir süre içinde uygulamalarında baÅŸarı kazandı ve kendi ofisini kiralama imkânını elde etti. Sutherland 1907 yılında Minnesota Eyaleti Osteopati DerneÄŸinin baÅŸkanı olduktan sonra, saÄŸlık sorunları üzerine ders vermeye baÅŸladı. VermiÅŸ olduÄŸu derslerden bazıları yayınlandı. Aynı zamanda kafatası üzerinde çalışmaya da devam etti. Ancak bu çalışmalar Sutherland’in kendi teorisi için birtakım kanıtlar elde etmeye baÅŸladığı 1924 yılına kadar sürdü. Akabinde ikinci evliliÄŸini yapan Sutherland balayında Amerika Osteopati DerneÄŸi yıllık konferansına katıldı. Muhtemelen onu, teorisine iliÅŸkin deneyleri yapması için gereken ekipmanı alması yönünde teÅŸvik eden de bu konferans oldu.
O zamanlar, William dâhil tüm hekimlere (İtalya’dakiler ve İsrail’dekiler hariç) kafatası kemiklerindeki eklemlerin ergenlik çağında birbirine kaynadıkları, bu yüzden hareket kabiliyetlerini yitirdikleri öÄŸretilmiÅŸti. William’ın insan kafatasını oluÅŸturan yirmi iki kemik üzerine yaptığı inceleme ise; bu eklemlerin sürekli hareket halinde olmak üzere tasarlanmış olduÄŸunu ortaya koydu. DoÄŸadaki hiçbir ÅŸeyin sebepsiz olmayacağına inanan Sutherland, kendi teorisini test etmeye ve almış olduÄŸu eÄŸitimle uzlaÅŸtırmaya karar verdi. Deneyleri, doÄŸrudan gözlemleyebileceÄŸi ÅŸekilde yapması gerekiyordu. O halde, deneyi yapmak için kendinden daha uygun kiÅŸi kim olabilirdi?
Her bir kafatası kemiÄŸini ayrı ayrı kontrol edebilecek bir baÅŸlık düzeneÄŸi hazırladı. Kemiklerin hâlihazırda kaynaÅŸma sebebiyle sıkışmış durumda olmaları halinde, herhangi bir farklılık hissetmeyeceÄŸini düÅŸünerek; kendi üzerinde deney yapmaya baÅŸladı. Olası semptomları kaydetmek için yanında her zaman bir defter bulunduruyordu. Ayrıca ruh halinde kendi dikkatinden kaçabilecek olan deÄŸiÅŸikliklerin not edilmesi açısından da, karısının yardımını aldı. İlk deneyinde neredeyse bilincini kaybetme noktasına geldiÄŸi için basıncı azalttı. Basıncı azaltır azaltmaz, omurgasındaki sıcaklık hissi ve sıvı hareketinin yanı sıra; omurganın en altında bulunan büyük üçgen kemik olan sakrumda da bir hareketlenme hissetti. Defalarca tekrarladığı deneyde hep aynı sonucu elde etti. Bu durum, sadece kafatası kemiklerinin deÄŸil, sakrumun da, her iki yapıyı birbirine baÄŸlayan zarlar vasıtasıyla hareket ettiÄŸi sonucunu destekliyordu. Deneylerine bir süre devam etti ve sonuçlarını esas alarak klinik uygulamalarında yeni yöntemler geliÅŸtirdi. Çalışmaları sonucunda, hastaları üzerinde hatırı sayılır bir klinik baÅŸarı elde etti.
AraÅŸtırmasını baÅŸta yeni doÄŸan bebekler ve doÄŸarken maruz kaldıkları sıkışmalar olmak üzere; çocukları da içine alacak ÅŸekilde geniÅŸletti. İlerleyen yıllarda kranial kavramını yazmaya ve anlatmaya devam etti ancak geleneksel meslektaÅŸlarının ilgisini pek çekemedi. 1939 yılında Sutherland çeÅŸitli dergilerde yayınlanan makalelerinin dışında yazmış olduÄŸu tek kaynak olan “The Cranial Bowl (Kranial Kase)” adlı çalışmasını yayınladı. Bu kaynak, yöntemlerini açıklayan bir ders kitabı olmaktan ziyade, geleneksel tıp doktorlarının ilgisini çekmek amacıyla tasarlanmış kısa bir kitaptı.
"Hasta olarak deneyiminiz sonucunda tıpkı denizlerde olan gel-git gibi Akıntının dalgalandığının, alçalıp yükseldiÄŸinin, içe ve dışa doÄŸru çekildiÄŸinin farkına varacaksınız. Bu akıntının gücünü ve daha da önemlisi zekâsını göreceksiniz. Bu akıntının yapılması gerekeni sizin yerinize yapacağına güvenebilirsiniz. DiÄŸer bir deyiÅŸle; bu mekanizmayı harici baÅŸka bir kuvvetle harekete geçirmeye çalışmamalı ve sadece Akıntıya güvenmelisiniz.”
İşte Sutherland bu ifadesiyle bize KranioSakral Terapiye esas teÅŸkil eden ilkeyi sunuyor: kuvvetin az kullanılması veya hiç kullanılmaması.
1940’larda Amerikan Osteopati Okulu, Dr.Sutherland yönetiminde ‘Kraniyal Alanda Osteopati’ olarak adlandırılan bir kurs açtı. Kafatası kemikleri üzerinde yaptığı uygulamalarda elde ettiÄŸi klinik baÅŸarılar, onun yöntemlerini öÄŸrenmek isteyen, bazı geleneksel tıp odası üyelerinin de dikkatini çekiyordu. Kursun bilinirliÄŸi arttıkça, Dr.Sutherland taleple baÅŸ etmek için; daha fazla öÄŸretmen eÄŸitmek zorunda kaldı. Bu eÄŸitmenlerden ilklerinden olan Viola Fryman, Rollin Becker, Anne Wales, Howard Lippincot ve daha pek çoÄŸu Sutherland’in çalışmasını tanıtmaya ve öÄŸretmeye devam ettiler.
​​
​
Aktif geliÅŸme dönemi
DR. JOHN E. UPLEDGER (1932-2012)
Dr. Upledger’in katkısı, karmaşık ayrıntılarla ilgili araÅŸtırma yapma ve aynı zamanda teknikleri herkesin öÄŸrenebileceÄŸi kadar basit bir seviyeye indirgeme kabiliyeti ile ayırt edilir. Onun üzerinde durduÄŸu noktalar, akzar olarak adlandırılan baÄŸ dokusunun iÅŸlevi ve yönlendirme amacıyla yapılan dokunuÅŸların hafif olması ve vücudun kendi kendini düzenleyen mekanizmalarının izlenmesi gerekliliÄŸiydi.
Dr. Upledger hastalarından birinin omuriliÄŸini çevreleyen zardan kireç plağının çıkarıldığı bir ameliyata destek verdiÄŸi sırada KranyoSakral sistemi “keÅŸfetti”. Osteopati doktoru olarak girmiÅŸ olduÄŸu ameliyatta görevi, cerrah plağı alırken iki çift forseps kullanarak omuriliÄŸi kıpırdatmadan tutmaktı. Ancak; çok utanmasına ve elinden geleni yapmasına karşın; omurilik hareket etti. Cerrahın elini en hafif ÅŸekilde bile kaysa, hastanın boyundan aÅŸağısının felç olması söz konusuydu. Zar, operasyon boyunca düzenli dairesel bir döngü içinde hareket etmeye devam etti. Hareket hiç kimse tarafından açıklanamadı ve herkes çok meraklandı. BaÅŸvurduÄŸu standart ders kitaplarının hiçbirinde konuya dair bir bilgi bulamadı.
Bu fenomen onu adeta büyülemiÅŸti ve bir araÅŸtırma dizini keÅŸfetmeden önce kendi deyiÅŸiyle “çok beklemek zorunda kalmadı”. 1968 yılında John, Kraniyal Akademide düzenlenen ve Dr.Magoun tarafından verilen bir kursa gitti. Orada, dural zar baÄŸlantısı üzerinden kafatası kemiklerinin ve sakrumun “devinim”ini hissetmeyi öÄŸrendi. Bunun, ilk olarak ameliyat sırasında cerrah için omuriliÄŸi kıpırdatmadan tutmaya çalışırken karşılaÅŸmış olduÄŸu hareket olduÄŸu anlamıştı. Kraniyal Akademide almış olduÄŸu bu kurs, hayatının gidiÅŸatını tamamen deÄŸiÅŸtirdi. O zaman, Sutherland’in öÄŸrencisi olan Anne Wales ve Harold Magoun ile irtibatı vardı. John, baÅŸta bu ikisi olmak üzere; tüm öÄŸrencilerden elle muayene becerisini hassas olarak kullanmayı ve ellerinin ona söylediklerine güvenmeyi öÄŸrendi.
John, 1975 – 1983 yılları arasında, Michigan Eyalet Üniversitesi (MSU) Osteopatik Tedavi Fakültesinde bir araÅŸtırma görevlisi olarak çalışıyordu. Bir osteopati doktoru olmanın yanında, aynı zamanda biyomekanik profesör unvanını da taşıyordu. MSU tarafından “kafatası kemiklerinin yetiÅŸkinlerde harekete neden olup olamayacağının ispatlanması” konusunda bir ekip çalışması yönetmesi istendi. Tıp çevrelerinde halen, kafatası kemik hareketlerine iliÅŸkin karşıt bir tutum vardı.
AraÅŸtırma ekibi, Anatomistler, Fizyolojistler, Biyofizikçiler ve Biyomühendislerden oluÅŸmaktaydı. Çalışmadan elde edilen sonuç, Sutherland’in kendi üzerinde deney yaparken ve klinik uygulamaları sırasında keÅŸfetmiÅŸ olduÄŸu bulguları tasdik eder nitelikteydi: kafatası kemikleri, bunlara baÄŸlı zarlar, omurilik etrafını saran zarlar, sakrum ile birlikte beyin-omurilik sıvısı (BOS), KranyoSakral sistem olarak bilinen ve vücudun hareketini tetikleyen sistemi oluÅŸturmaktaydı.
Sistemdeki sıkışıklıklar düzeltilerek, beyine ve omuriliÄŸe iliÅŸkin anlaşılamayan birçok vaka baÅŸarıyla tedavi edilebilirdi. Bu, KranioSakral sistemin olası mekanizmasını açıklayan bir modeli resmi olarak ortaya koyan ilk ekipti. Bu sistem, BOS üretimini ve dolaşımını yönlendiren yarı kapalı basınçlı statik bir hidrolik sistemdi.
John, hem Michigan Eyalet Üniversitesi’nde, hem de özel muayenehanesinde çalışırken; saÄŸlık sorunlarının çözülmesi ve giderilmesi için KranyoSakral sistemin nasıl kullanılabileceÄŸine dair yeni yöntemler geliÅŸtirmeye devam etti. Genelde kuantum fiziÄŸini çaÄŸrıştıran ÅŸekilde, yumuÅŸak doku odaklı, sıvı odaklı, zar odaklı, hücre odaklı ve enerji odaklı teknikler kullandı.
Otistik spektrum bozukluÄŸu (OSB) teÅŸhisi konulan çocuklarla yaptığı çalışma, en önemli araÅŸtırma projelerinden biridir. Bu çalışmaları sırasında otizmli çocukların kafatası zarlarının, istisnasız bir ÅŸekilde, otizmi olmayanlarınkine kıyasla daha sıkı olduÄŸunu bulmuÅŸtur. Zarları rahatlatarak hasta grubunun tipik kendi kendine zarar veren davranışlarında deÄŸiÅŸikliÄŸe sebep olacak ve duygusal tepkilerini iyileÅŸtirecek teknikler geliÅŸtirdi. Çalışması, tekniklerin faydalı olduÄŸunu ve hasta gurubunda görülen kafa vurma, baÅŸparmak emme, ayakucunda yürüme ve kendi kendini yaralama gibi daha ÅŸiddetli davranışların azaldığını veya tamamen yok olduÄŸunu gösterdi.
Upledger, çocuklarında daha ağır seviyede OSB görülen ailelerinin çocuklarına günlük bazda ve çocuklarına iyi bir ÅŸey yapmanın güvenini hissederek tedavi uygulayabilmelerini saÄŸlamak arzusundaydı. Bakıcılara dural zarlardaki gerilimin boÅŸalmasına yardımcı olacak basit ama güçlü tekniklerin öÄŸretildiÄŸi bir programa öncülük etti. Bu ÅŸekilde, KranyoSakral Terapiyi buldu ve terapiyi uygulamak isteyen açık kalpli ve iyi niyetli insanların kullanımına sundu.
Bu sayede, çocuklarına yardım etmek isteyen ebeveynlere yönelik “10 adım protokolü” eÄŸitim programı ortaya çıktı ve tıbbi meslek grubundan olmayan katılımcılar için de program hazırlanmasının önü açıldı. Upledger, bu tekniklerin deÄŸerini anladıkça, tıbbi eÄŸitim almamış kiÅŸiler için hazırlanan eÄŸitimi, diÄŸer iyileÅŸtirme yöntemlerinde destek terapi olacak ÅŸekilde, geniÅŸletti.
Upledger ayrıca, duygusal sorunların vücuttaki yumuÅŸak dokularda ‘depolanabileceÄŸinin’ veya kaydedilebileceÄŸinin, dolayısıyla; fiziksel rahatsızlıklara ve semptomlara neden olabileceÄŸinin farkına varmaya baÅŸlamıştı. Ona göre; bu tip depolanmış negatif veya yıkıcı duygular, fiziksel, fizyolojik veya herhangi bir ÅŸekilde yaÅŸanan duygusal travmadan dolayı ortaya çıkabiliyordu. Upledger, iyileÅŸmenin önünde duran bu ketleri konumlandırmak ve açmak için bir sistem geliÅŸtirdi. Bu sistemi de; Bedensel-Duygusal SerbestleÅŸme (Somato Emotional Release) olarak adlandırdı.
Michigan Eyalet Üniversite’sinde kadrolu profesör olarak çalışan Upledger, özellikle tıbbi eÄŸitime sahip olmayan saÄŸlık çalışanlarına, önceden sadece osteopatlara verilmekte olan eÄŸitimden ayırmak için ismini kendi koyduÄŸu “KranioSakral Terapi” eÄŸitimi vermek amacıyla; kendi eÄŸitim vakfı olan Upledger Enstitüsü’nü kurmak için üniversitedeki iÅŸinden ayrıldı. Tekniklerinde esas, Hipokrat’ın yeminindeki ilk kural olan “önce zarar verme” ilkesiydi.
KranyoSakral Terapiyi, hakkında oldukça kapsamlı yazılar yazıp ders vererek, halkın geneline yaymayı baÅŸardı. Karmaşık konuları basit anlaşılır hale getirmek konusunda yetenekliydi.
Bugüne kadar, dünya çapında 100.000den fazla kiÅŸi Upledger Enstitüsünde eÄŸitim almıştır.
Gelecek
Upledger tarafından kullanılmaya baÅŸlandığından beri, KranyoSakral Terapi (KST) terimi son yirmi-otuz yıl içinde, aynı ortak mirası paylaÅŸan ama çalışmanın klinik uygulamaları konusunda farklılık gösteren, belli sayıda birbirinden bağımsız stile ayrışmıştır. Åžimdilerde KST, insan ırkının saÄŸlığını koruma açısından ne denli etkin bir araç olduÄŸunu göstermiÅŸ ve gerçek anlamda yeni saÄŸlık teknolojisi olma yolunda ilerlemeye baÅŸlamıştır.
Artık, KST felsefesi ile ilgili birçok farklı yaklaşım bulunmaktadır: Upledger KST, Franklyn Sills Biyodinamik KST, bunun geliÅŸtirilmiÅŸ hali olan Proses KST, Hugh Milne’nin Öngörüsel KranioSakral çalışması ve daha birçoÄŸu konuyla ilgili felsefe ekolü geliÅŸtirmiÅŸ ve kitaplar yayınlamıştır. Bir yaklaşımını diÄŸeriyle karşılaÅŸtıran, öÄŸreti spektrumu çapında sentez talep eden birçok birbirinden bağımsız okul bulunmaktadır. Ancak, hepsi aslında temelde ortak bir yaklaşımı esas almaktadır: hastanın vücudunun dinlenmesi ve kökten deÄŸiÅŸimi tetiklemek için ustaca tekniklerin uygulanması.
KranyoSakral Terapi, vücudun kendi kendini iyileÅŸtirme özelliklerinin geliÅŸtirilmesi baÄŸlamında oldukça önemli bir eÅŸikte– kelimenin tam anlamıyla emekleme evresinde- durmaktadır. Birçok okul da KST nin mevcut geliÅŸim safhasını farklı yaklaşımlarla yansıtmaktadır. Benzer bir ÅŸekilde, kranial osteopati de insan vücuduna iliÅŸkin safi mekanik yaklaşımdan uzaklaÅŸmış ve KST kavramına kendi bakış açısını katmıştır. Bu alanda, tekniklerini Sutherland’in son dönem çalışmasını yansıtacak ÅŸekilde uyarlayan ve daha yumuÅŸak bir KranyoSakral terapötik yaklaşıma dönüÅŸtüren birçok modern düÅŸünür bulunmaktadır. AÅŸağıdaki liste Still ile Sutherland’in çalışmalarından doÄŸmuÅŸ olan katkıları yansıtmaktadır.
İnanıyoruz ki; zaman gelecek ve halkın geneli son teknoloji - bir çift hassas el- ile tedavi olmanın yollarını arayacak.
​
bu metin İrlanda KranyoSakral Terapi derneÄŸinin iacst.ae web sitesinden, izinle tercüme edilip kullanılmıştır.
